ecebulutt.

yarın okul olmasa tekrar cumartesi olsa sısacık evımde vakit geçirmeye devam etsem ne hoş olurdu ama 

irden:

Hiç sen bir su değirmeninin içini dolaştın mı adaşım?
Görülecek şeydir o… Yamulmuş duvarlar, tavana yakın ufacık pencereler ve kalın kalasların üstünde simsiyah bir çatı… Sonra bir sürü çarklar, kocaman taşlar, miller, sıçraya sıçraya dönen tozlu kayışlar… Ve bir köşede birbiri üstüne yığılmış buğday, mısır, çavdar, her çeşitten ekin çuvalları. Karşıda beyaz torbalara doldurulmuş unlar..
Taşların yanında, duman halinde, sıcak ve ince zerreler uçuşur. Halbuki döşemedeki küçük kapağı kaldırınca aşağıdan doğru sis halinde soğuk su damlaları insanın yüzüne yayılır… 
Ya o seslere ne dersin adaşım, her köşeden ayrı ayrı makamlarda çıkıp da kulağa hep birlikte kocaman bir dalga halinde dolan seslere?… Yukarıdaki tahta oluktan inen sular, kavak ağaçlarında esen kış rüzgârı gibi uğuldar, taşları kâh yükselen, kâh alçalan ağlamaklı sesleri kayışların tokat gibi şaklayışına karışır… Ve mütemadiyen dönen tahtadan çarklar, gıcırdar, gıcırdar… 
Ben çok eskiden böyle bir değirmen görmüştün adaşım, ama bir daha görmek istemem. 
Sen aşkın ne demek olduğunu bilir misin adaşım, sen hiç sevdin mi?… 
Çooook desene! Sevgilin güzel miydi bari? Belki de seni seviyordu… Ve onu herhalde çok kucakladın… Geceleri buluşur ve öperdin değil mi? Bir kadını öpmek hoş şeydir, hele adam genç olursa… 
Yahut sevgilin seni sevmiyordu… O zaman ne yaptın? Geceleri ağladın mı?… Ona sararmış yüzünü göstermek için geçeceği yolda bekledin, ona uzun ve acındırıcı mektuplar yazdın değil mi?… 
Fakat herhalde ikinci bir aşka atlamak senin için o kadar güç olmamıştır. İnsan evvelâ kendi kendisinden utanır gibi olur ama, bilir misin, bizim en büyük maharetimiz nefsimizden beraat kararı almaktır. Vicdan azabı dedikleri şey ancak bir hafta sürer. Ondan sonra en aşağılık katil bile yaptığı iş için kâfi mazeretler tedarik etmiştir. 
Ha, sonra bir üçüncü, bir dördüncüye sevdin, ve bu böyle gidiyor. 
Peki ama, bu sevmek midir be adaşım, bir kadını öpmek, onu istemek sevmek midir?„, 
Çırılçıplak soyunarak şehrin sokaklarında koşabiliyor musunuz?… 
Bir bıçak alarak kolundaki ve bacağındaki adalelere saplamak ve böylece bir nehre atılarak yüzmek elinden geliyor mu? 
Bir şehrin adamlarını öldürmek cesareti sende var mı? Bir minareye çıkarak bütün dünyaya işittirecek kadar kuvvetle bağırabilir misiniz? 
Aşk sana bunları yaptırabilir mi? İşte o zaman sana seviyorsun derim… 
Sen sevgiline ne verebilirsin sanki? Kalbini mi? Peki, ikincisine? Gene mi o? Üçüncü ve dördüncüye de mi o?… Atma be adaşım, kaç tane kalbin var senin?… Hem biliyor musun, bu aptalca bir laftır: kalbin olduğu yerde duruyor ve sen onu filana veya falana veriyorsun… Göğsünü yararak o eti oradan çıkarır ve sevgilinin önüne atarsan o zaman kalbini vermiş olursun… 

irden:

Hiç sen bir su değirmeninin içini dolaştın mı adaşım?

Görülecek şeydir o… Yamulmuş duvarlar, tavana yakın ufacık pencereler ve kalın kalasların üstünde simsiyah bir çatı… Sonra bir sürü çarklar, kocaman taşlar, miller, sıçraya sıçraya dönen tozlu kayışlar… Ve bir köşede birbiri üstüne yığılmış buğday, mısır, çavdar, her çeşitten ekin çuvalları. Karşıda beyaz torbalara doldurulmuş unlar..

Taşların yanında, duman halinde, sıcak ve ince zerreler uçuşur. Halbuki döşemedeki küçük kapağı kaldırınca aşağıdan doğru sis halinde soğuk su damlaları insanın yüzüne yayılır… 

Ya o seslere ne dersin adaşım, her köşeden ayrı ayrı makamlarda çıkıp da kulağa hep birlikte kocaman bir dalga halinde dolan seslere?… Yukarıdaki tahta oluktan inen sular, kavak ağaçlarında esen kış rüzgârı gibi uğuldar, taşları kâh yükselen, kâh alçalan ağlamaklı sesleri kayışların tokat gibi şaklayışına karışır… Ve mütemadiyen dönen tahtadan çarklar, gıcırdar, gıcırdar… 

Ben çok eskiden böyle bir değirmen görmüştün adaşım, ama bir daha görmek istemem. 

Sen aşkın ne demek olduğunu bilir misin adaşım, sen hiç sevdin mi?… 

Çooook desene! Sevgilin güzel miydi bari? Belki de seni seviyordu… Ve onu herhalde çok kucakladın… Geceleri buluşur ve öperdin değil mi? Bir kadını öpmek hoş şeydir, hele adam genç olursa… 

Yahut sevgilin seni sevmiyordu… O zaman ne yaptın? Geceleri ağladın mı?… Ona sararmış yüzünü göstermek için geçeceği yolda bekledin, ona uzun ve acındırıcı mektuplar yazdın değil mi?… 

Fakat herhalde ikinci bir aşka atlamak senin için o kadar güç olmamıştır. İnsan evvelâ kendi kendisinden utanır gibi olur ama, bilir misin, bizim en büyük maharetimiz nefsimizden beraat kararı almaktır. Vicdan azabı dedikleri şey ancak bir hafta sürer. Ondan sonra en aşağılık katil bile yaptığı iş için kâfi mazeretler tedarik etmiştir. 

Ha, sonra bir üçüncü, bir dördüncüye sevdin, ve bu böyle gidiyor. 

Peki ama, bu sevmek midir be adaşım, bir kadını öpmek, onu istemek sevmek midir?„, 

Çırılçıplak soyunarak şehrin sokaklarında koşabiliyor musunuz?… 

Bir bıçak alarak kolundaki ve bacağındaki adalelere saplamak ve böylece bir nehre atılarak yüzmek elinden geliyor mu? 

Bir şehrin adamlarını öldürmek cesareti sende var mı? Bir minareye çıkarak bütün dünyaya işittirecek kadar kuvvetle bağırabilir misiniz? 

Aşk sana bunları yaptırabilir mi? İşte o zaman sana seviyorsun derim… 

Sen sevgiline ne verebilirsin sanki? Kalbini mi? Peki, ikincisine? Gene mi o? Üçüncü ve dördüncüye de mi o?… Atma be adaşım, kaç tane kalbin var senin?… Hem biliyor musun, bu aptalca bir laftır: kalbin olduğu yerde duruyor ve sen onu filana veya falana veriyorsun… Göğsünü yararak o eti oradan çıkarır ve sevgilinin önüne atarsan o zaman kalbini vermiş olursun… 

bi kırmızı şarabı hakkettik işte şimdiii :)

Emre Aydın - Bu Yağmurlar (Yeni Şarkı 2010) (pesipes tarafından)

ISTANBUL MAGAZIN
Istanbul MAG | Kültür & Sanat Portalı
Yaşam, Moda, Sanat, Müzik, Tasarım, Etkinlik, Güncel

BIZI TAKIP EDIN !!!

(via istanbulmagazin)

(Source: the34mag)

Owl City & Carly Rae Jepsen - Good Time (OwlCityVEVO tarafından)

17:17 sena otobüste beni düşünüyo :D